Borsa İstanbul’dan girişimcilere yatırım desteği 

Borsa İstanbul en büyükten en küçüğe kadar bütün şirketlere hitap edecek bir ‘yatırım kültürü’ oluşturmanın yollarını arıyor. Borsa İstanbul Araştırma ve İş Geliştirme Bölümü Müdürü Recep Bildik ile Keiretsu Forum Türkiye Yönetim Kurulu Üyesi Muzaffer Öztan finans eğitimlerinden farkındalık çalışmalarına, girişimcilik fonlarından hissedarlık kültürü ve güven oluşumuna kadar pek çok detayı masaya yatırdı.

Borsa İstanbul’u neden kurdunuz?
Borsa İstanbul, bir pazar yeri. Finans sektörünün ana aktörlerinden biri. Ekonominin ve büyümenin finansmanı için de finansın, piyasaların iyi işlemesi gerekiyor. Yıllardır halka açık piyasalarda hizmet veren tek operatörüz. Burada daha çok büyük şirketler hedefleniyor. Halka açık pazarın kendine has kuralları var.

Ekonominin dinamizmini sağlayan, esas büyüme, istihdam ve daha önemlisi inovasyon, yenilik, teknoloji üreten taraf KOBİ’ler ve küçük şirketler… Halka açık tarafta her boyutta şirkete hitap eden pazar yerimiz var. Halka açılma yoluyla fon sağlayabilirler, projelerini gerçekleştirebilirler, işlerini büyütebilirler fakat gördük ki, belli bir boyuta gelmeden şirketlerin halka açılması çok uygun olmuyor.

Yaptığımız bir saha araştırması neticesinde özellikle start-up ve KOBİ’lerin finansman ihtiyacı olduğunu tespit ettik. Onlara yönelik borsanın daha kurumsal, nispeten organize, şeffaf kuralları olan, güven sağlayan alt yapısını kullanarak, onları yatırımcılarla buluşturmaya çalışalım, hayatımıza önemli değerler katan, değer yaratan start-up ve KOBİ’lerin finansmana erişimini kolaylaştıralım istedik. Bir markamız, bir piyasa alt yapımız var. Borsa İstanbul, Türkiye’nin en büyük şirketlerinden sivil toplum kuruluşlarına, yatırımcılarından aracı kurumlarına, bankalara kadar geniş bir network’e hitap ediyor. Bunu sağlayabiliriz diye düşündük. En azında dünyada önem kazanan, hükümetimizin de gün geçtikçe daha fazla önem verdiği bu konuda biz de destek olduk.

Piyasa işletmeciliğini biliyoruz ama bu know how’ımız dışında bir konuydu. Hep halka açık şirketlerde, ikincil pazarlarda bu işi biliyoruz. Birçok kuruluş aşamasında, yurt içi ve yurt dışında, melek yatırımcılar, girişimciler, tekno kentler, sanayi ticaret odaları, ilgili sektördeki mentörler, paydaşlar, kim varsa onlarla konuşarak, fikir alarak, -yurt dışında benzer bazı platformlar yeni yeni gelişmeye başladı- onlarla da görüşerek, bir tasarım yaptık. Şu an geldiğimiz nokta beni çok mutlu etmese de borsalar arasında örnek olduk, dünyada start-up’lara kapılarını açan neredeyse ilk borsa olduk. Bizimle birlikte Nasdaq da açtı ama bizim gibi start-up seviyesine inmedi.

Bu önemli bir tecrübe ve bu aşamadan sonra ne yapacağınız önemli.
Hakikaten her biri kendi konusunda başarılı start-up’lara dokunduğunuzda neler olabileceğini görmek beni çok mutlu etti. Hem öğreniyoruz hem de paylaştığınız girişimcinin yol aldığını görmek müthiş! Emekleyen bir çocuğun ayağa kalktığını görmek gibi… İki senedir bu görevde olmadığım halde hala onlara dokunmaya çalışıyorum.

Melek yatırımcılığı hem genel anlamda hem Türkiye’de nasıl değerlendiriyorsunuz?
Piyasa, arz ve talebin buluşması demek. Nitelikli arz ve talebin olması gerekiyor, iki tarafı da besleyip yetiştirmemiz gerekiyor. Bizdeki temel sorun, talep yani yatırımcı tarafında paylaşım, ortaklık kültürünün yeterince olgunlaşmamış olması. Bu bizim halka açık piyasamızın gelişimini de etkiliyor. Onu mutlaka finansal okuryazarlık eğitimleriyle, bu yöndeki farkındalık çalışmalarıyla beslememiz gerekiyor. Bu bize kurumsal veya melek yatırımcı kazandıracak.

Bu çalışmanın neticesinde Borsa İstanbul ne kazandı? Biz bir girişim sermayesi yatırım fonu kurduk. Yani sektör bir girişim sermayesi fonu kazandı. Henüz yatırım yapmaya başlamadık, bizim için deneysel nitelikte… Borsayı bu noktaya getirmek, bu çalışmaların sonucunda oldu. Özel pazar bir kaldıraç görevi gördü çünkü biliyorsunuz melek yatırım ağıyla, üniversitelerle, Tübitak ile, IBAN ile ortak çalışma ve eğitimler yaptık. Ekosistem olarak attığımız ufak adımlar bile yeni oyuncular, yeni melek yatırımcılar kazandırdı, yeni kurumsal girişim sermaye fonları kuruldu. Yeterli mi? Değil tabii ki!

Çözmemiz gereken temel sorun nedir?
Sorunun hissedarlık kültürü ve güven olduğunu düşünüyorum. Borsa İstanbul tarafında güveni artırıcı rol oynayabilir miyiz, melek yatırım ağları ve bu alanda hizmet veren farklı kurumlarla da bir çatı altında daha geniş kesimlere ulaşıp, yatırımcı kazanabilir miyiz diye düşündük. Farklı büyüme devrelerinde start-up’ları desteklemek için farklı boyutta yatırımcılar ve sermayeler gerekiyor. Bunların hepsini bir zincir gibi kurumsal sermaye, sonra borsaya açılmaya gidene kadar aradaki boşlukları, bu aktörleri kazandırarak doldurmamız gerekiyor.

Özel pazarla birlikte şirketler fonlara erişsin, yatırımcılarla bir ortamda buluşsun istedik fakat bir çıta da koyarak; fikir aşamasında olmasın, ürün çıkmış olsun, şirket kurulmuş olsun dedik. Hatta kendi içinde ikiye ayırdık. En az beş milyon ve üzeri cirosu olanlar için ayrı bir grup yaptık. Start-up’lar için ama fatura kesenler için ayrı bir grup yaptık. İki yıllık süreyi de doldurmaları gerekiyordu. Orada melek yatırım ağları ile kesiştiğimiz alt segment de var ama onları rakip görmedik. Bu kültürün oluşmasında, bunlar önemli rol oynar. Bunları yurt dışındaki yatırımcı kulüpleri gibi düşünmek lazım. Yalnız sermaye paylaşımı ile kalmıyor, know how, tecrübe ve network ile start-up’ların yolunu açıyor.

Bazı melek yatırımcıların paylaşım kültürü olmadığı için sorunlar yaşanabiliyor, birçok girişimcinin melek yatırımcıdan şikayet ettiğini de duyuyoruz. Melek yatırımcı adaylarını eğitimden geçirip standart bir bakış açısına kavuşturmamız lazım. Bu sadece eğitimle de olacak bir şey değil zamanla oluşacak bir kültür.

Hukuksal altyapının bu tür geçici melek yatırımcılık sürecini daha doğru düzenlemesi gerekiyor mu? Ortak olarak birçok sorumluluk alıyorsunuz, oysa kısa bir süre için…
Hukuksal altyapı için bizi bir lobi gibi düşünün, sektörün yetişmesi için lobi yaptık, Borsa İstanbul olarak ayrı bir statümüz var. Kamu ile politik yapıcılarla daha yakındık ve kapıları açmada etkin olduk. Çok çalıştık, anlattık ve çıkan mevzuatta tuzumuzun olduğunu düşünüyorum. Resmi Gazete’de daha yeni hazinenin fonlara sağlayacağı yeni düzenlemeler yayımlandı. Hep anlata anlata, ben bir yandan, Borsa İstanbul bir yanda, ortak çıkar için son beş yılda iyi-kötü adımlar atıldı.

Ben vizyoner liderliğe inanıyorum, her kurumda bu tarz insanlara ihtiyaç var. Mehmet Şimşek olmasa belki bu yasa çıkmayacak yada üç sene sonra çıkacaktı. Hazinede arkadaşımız olmasa, belki başkası bu kadar konuyla ilgilenmeyecekti. Karşılıklı güven de önemli, biz onlara anlatıyoruz, onlar Bakan’a anlatıyor. Ülke sistemimiz güvene dayalı olmadığı için bilgi, belge gibi bürokrasi yükü ağır, bu da yatırımcıların teşviklerden vazgeçmesine neden olabiliyor. Orada bir denge sağlanması gerek.

Sermaye piyasasının Amerika’daki 300 yıllık gelişimi ile Türkiye’deki 30 yıllık gelişimi aynı değil elbette. Amerika niye Avrupa’ya göre daha fazla gelişmiş? Orada da aynı hisse kültürü var. Almanya’da büyüklüğünden kazanıyor ama Amerika ve İngiltere ile yarışamıyor. Ülkenin gelişmişlik düzeyi, ülkenin tasarruf oranları da önemli. Bence temel fark buradan kaynaklanıyor. Artı güvene dayalı, az bürokratik bir yapının kurulması lazım.

Horizon 2020’de ülke delegesi olarak Brüksel’de görev yapıyorum. Orada da amaç araştırma ve inovasyonu desteklemek. Melek yatırım ağları ile ortak çalışmalar, melek yatırım ağları ile eşleşme yani onlar bir koysun ben de Avrupa Birliği kaynaklarından bir koyayım gibi birçok mekanizmalar… Bunları orada da konuşuyoruz. Onlar da bir iki ülke haricinde Amerika’ya göre geriler. Yani aynı konularda onlar da çalışıyor. Büyüklüğümüz kıyaslanamasa da dertlerimiz benzer.

ABD ile Uzak Doğu arasında mı sıkışıp kalmış durumda? Türkiye ile Avrupa’yı bir arada düşünüyorum da… Bir yanda ABD’deki gelişmişlik var bir tarafta da oradan bastıran değişim rüzgarı var.
Bunları sacayağı gibi düşünmek lazım. Özel pazarda onu da hedefliyorduk, bir iki adım attık ama kaynak olmayınca yarım kaldı. Start-up’ın da yatırımcının da amacı büyüyüp para kazanmak. Özel pazardaki girişimciyi randevu alamadığı, görüşemediği şirketlerle görüştürüyoruz. Belki onlara ürün satabilir, mentörlük alabilir, iş geliştirebilir. Mesela GE ile anlaşma yaptık, GE ücretsiz mentörlük vermeyi kabul etti. Mentöre, yatırımcıya, iş satacak yeni müşteriye ihtiyaç var. Bunların hepsini birleştirmemiz gerek. Bunu sağlayacak yapı ve mekanizmaları oluşturmak gerek. Sacayaklarının sayılarını da niteliklerini de artırmamız şart.

Okullarda girişimcilik meselesinin ders olarak okutulması, küçük yaşta çocukların desteklenmesi gerekli mi?
Kesinlikle, bu işin içine girince bunu idrak ettim. Bakkal bile açsanız, işe başlamadan önce standart, doğru insanlar tarafından eğitimini almalısınız. Ülkenin kaynaklarının verimli kullanımı için buna ihtiyaç var.

Aile, eşdost sermayesinin başlangıçta girişimcinin önünü açması da önemli.  Bazı ülkelerde bu var. Aileleri de çocuklarına destek vermeleri için eğitmeleri gerekir.
Girişimci tarafına baktığımızda nitelikli girişimciden sistem konusuna geliyoruz. AB’ye başvurular var ama fazla fon alamıyoruz. Eğitim sistemimizin, her şeyin sorgulanması lazım. Nasıl yatırımcı kültüründen bahsettiysek aynı şekilde girişimci kültürünün de yeşermesi, ailelerden başlamalı.

Özel pazarımıza gelen ve ilkokuldan üniversiteye kadar çocuklara kodlama eğitimi vermekle ilgili bir proje vardı, onlara inandım. Üç yılda nerdeyse bütün okullara yayıldılar. Geçenlerde beni ilkokul üçüncü sınıf kodlama eğitimi dersine götürdüler. İki ayda çocuklar ne noktalara gelmiş! Çocukların heyecanını görmeniz lazım, girişimciliği çocuğun ruhuna işlemiş oluyoruz. Ailelerin bu konuda ne kadar etkili olduğu konusunda araştırmalar da var.

Ülkemizin temel sorunları var. Tasarruf açığı, orta gelir tuzağından kurtulamamış olması gibi. Sermaye birikiminin olmadığı, toprağın, gayrimenkulün altın olduğu yere yatırımcı kazandırmamız kolay değil ama üzerinde çalışıyoruz. Güzel bir rüzgar yakalandı, daha güvenle yaklaşıp kamu kaynaklarını cömertçe kullanmalıyız ki ilgi çeksin, hareket yaratsın. Burada anlı şanlı borsa şirketlerine bile yeterince talep yaratamıyorken, nispeten daha riskli, geçmişi olmayan şirketlere yatırımcı çekmemiz kolay değil.

Girişimcilerimiz de yabancılara gidiyor maalesef.
Şirketlerde bu kültür yoktu, yeni yeni yazılıyor, konuşuluyor. İnovasyonu, yeni iş modellerini start- up’lardan alıyoruz. Onlar da “Küçük olsun, benim olsun” mantığı ile hareket etmemeli. İsrail’in başarılı olmasının nedeni başta savunma sanayi ile bu işe destek vermesi. Doğrudan start-up’lardan satın alma yapması.

ABD’de, devlet ihalelerinde, satın almaların belli bir oranının KOBİ’lerden yapılması şartı var.
Burada ise ayrımcılık devreye giriyor. Yaşın gençse, gülümsüyorsan, küçük şirketsen kapılar kapanır.

Bunları da değiştirmemiz gerekiyor. Büyük şirketler küçük şirketlerle çalışma kültürüne sahip olmalı.

MUZAFFER ÖZTAN