“Farklı bulduğun patron tipi var mı, örnek verir misin?” deseniz, (farklı kriteri hepimiz için değişik olabilir) bu kategoriye girecek kalabalık bir grup ne yazık ki yok. Sıralayacağım isimlerin arasına mutlaka Eczacıbaşı Holding Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Faruk Eczacıbaşı’nı alırım. Eminim her patron gibi iş ve işe dair hedef, hırs ve endişe gibi duygu ve dürtüleri kendisi de taşıyor. Ben bu özelliğiyle kendisini ayrıştırmıyorum, bunları profesyonel olmanın zorunlulukları diye sıralarım. Benin “farklı” hanemde merak, heyecan, ilgi, vizyon var. Bunun altına da bilim, bilgi ve teknoloji başlıklarını koyabilirim. Faruk Eczacıbaşı kotama böyle düşüyor anlayacağınız.  Teknoloji ve bilişim alanındaki öngörüsü ülkemizde bazı konseptlerin yerleşmesine önayak olmuştur.

Bir süre önce bir kitap yayınladı; “Daha Yeni Başlıyor”. Bana göre ezberi bozulan hayatımızı bir noktadan yakalama telaşı yaşamış, bundan sonrasını tespit ve aktarmak için bir çentik atmış.

Benim kendisiyle aşağıda detaylarını okuyacağınız söyleşimin temelini Türkiye’de İsviçre Ticaret Odası’nın Blockchain teması üzerine bina ettiği yıllık Ekonomik Forum toplantısı oluşturdu. Bu toplantının danışmanlığını üstlendim, itiraf edeyim başlangıçta konunun Türkiye’de çiğnenen diğer ithal konular gibi tatsız tuzsuz olacağı endişesi yaşadım. Hiç de öyle olmadı, Türkiye’de İsviçre Ticaret Odası öncelikle, Faruk Eczacıbaşı’nın Blockchain vurgusundan esinlendiğini notlarında aktardı, sonrasında klasik toplantı mantığından uzak, ismine değil icraatlarına odaklanan genç vizyoner konuşmacılar örgüsünü tercih etti. Sonuç; Blockchain konseptini başta Bitcoin ve tüm kripto paraların esaretinden kurtardık. Hukuk ve siyasetle ayrıca tüm toplumsal olaylarla ilişkilendirebildik. Yakın gelecekte nerelere uzanacağını öngörebildik. Türkiye için çıkarımlar yaptık. Özetle ufuk açıcı bir toplantı oldu.

Toplantıda Faruk Eczacıbaşı ile yaptığım söyleşinin Blockchain’e odaklanan kısa bir versiyonu dijital yayınlandı. Bu söyleşinin sizlerle tamamını paylaşıyorum. Aşağıdaki metinde bu spesifik teknoloji dışında geleceği nasıl algılamamız gerektiği ile gençler için samimi önerilerini bulacaksınız. Youtube kanalımdan videoyu izlemenizi de ayrıca öneririm.

Daha Yeni Başlıyor” başlıklı bir kitap yazdınız, nedir yeni başlayan? Okurken acaba siz kendinizi mi anlatıyorsunuz diye düşündüm, anlatır mısınız?

Ben 35 yaşındayken… Cahit Sıtkı Tarancı geliyor aklıma yolun yarısı ettiği bir tarih… 1989’da internet diye bir kavram çıktı ve tesadüfen aynı yıl Soğuk Savaş bitti. Önemli bir dönüşümün işaretiydi. Biz nasıl çağları kendi içinde senelerle ifade ediyoruz, bence 1989 bu tarihlerden bir tanesi. Endüstri Döneminin sonu. Bilgi Çağı mı deriz adına, her ne dersek hemen içi boşaltılıyor. Bildiğimiz bir şey var Endüstri Çağı artık devam etmiyor. Çünkü internetin tetiklediği özellikle internetten sonra doğan bilgi ağları, iletişimin hızlanması teknolojik gelişmeleri tetikledi. Üssel bir hızla büyüyor. Alıştığımız bir yapı değil, internet öncesi Endüstri Çağı’nda eğitimini geçirmiş bir alt yapının artık eskidiğini görüyorsunuz. Biz lineer düşünmeye alışığız; üretimciler olarak örneğin 100 şişe gazoz üretiyorsak ertesi sene 120 şişe üretmek başarı olur. Bir sene sonra 150 üretiyorsanız yine başarı. Üssel büyümede rakamlar böyle değil, bir sene 100’dür ertesi sene 3 bindir ondan sonraki sene 100 bindir. Üretim maliyeti çok düşük olan çoğaltılabilir çoklanabilir bir yapıdan bahsediyoruz. Özellikle hizmet sektöründe hayata penetre ettiğini görüyoruz. Yapılar değişiyor, devamlı yenilikle karşılaşıyoruz. Yenilikler alışkanlıkları bertaraf ediyor. Yeni dönemde aradan 30 sene geçti, bu sürede yeni bir kuşak yetişti, üretime girdi. Bakın biz değiliz ilk kuşak! Bugün üretime geçen ilk kuşak, gelecek kuşaklarla yepyeni alışkanlıklarla devamlı değişim içinde devam edecek. Yeni başlıyor!

Söylemlerinizde sanki gelecek kuşaklara değil de bize “pozisyon al’’ diyorsunuz doğru mu?

Aslında bizim kuşağın bir görevi var; o da genç kuşaklara kapı açmak. Bu gelişimi gerçekleştirecek olanların bu işin içine doğmuş olacak genç kuşaklar olduğunu düşünüyorum. Ama genç kuşakların da birtakım yetkinlikleri geliştirmeleri lazım. Bir kere ben dört tane temel yetkinlik sayıyorum; 1) Esnek olmak 2) Networking’i iyi bilmek 3) Kutular içinde düşünmemek birleştirici bütünleştirici bakabilmek 4) Güvenlik konusuna dikkat etmeleri gerek… Güvenlik konusunun bunun içinde çok önemli bir unsur olduğunu düşünüyorum. Aşağı yukarı her dakika karşımıza çıkan bu “bozguncu yenilik”lerden bahsederken… her yenilik kendi karanlık tarafını da beraberinde getiriyor. Ne kadar önlem almazsanız o karanlık taraflar ağır basmaya başlıyor.

Kitap maceranız burada noktalandı mı?

Keşke noktalansa! Hakikaten acı verici derecede yenilikleri izlemek zorunda hissediyor insan kendini. Daha yeni başlıyor sormayın. Ama bir gerçek var ki, bu yeni başlayan şey de değişmeyecek birtakım gerçekler var.

Nedir?

Esnekliğin zorunluluğu. Ben planlamada yetiştim. Planlama dediğiniz 3 – 5 sene sonrasını planlarsınız, ama yenilikçilik dediğiniz zaten sürpriz demektir; planın, öngörünün tersine işleyen bir kavram.

Şanslıymışsınız planlamada başladığınız için… Planlamada başlamak tarih-felsefe okumak gibi. Yeni nesil yaşam anlık değişebilir, ama plansız da olmuyor.

Plansız değil… Ama savrulma diye bir gerçek var. Yani sizin planlarınız tutmadığı takdirde nasıl önlem almanız gerektiğini de bu öngörünün içine yerleştirmeniz lazım.

Kitabı noktalamak gerekirse, devamı ne zaman gelecek?

Herhalde aşama aşama kitabın yenilenmesi olacak bir de belli bir dönemden sonra bu kitabı internet üzerinde doğrudan paylaşmayı düşünüyorum. Böylece rahat rahat istediğim zaman değiştirebileceğim.

Sonu gelmeyecek ve ucu görünmeyen bir mücadeleye giriştiğinizi biliyor muydunuz?

Ben tezlere antitez ile mücadele etmekten sıkıldım. Bugün önemli bir polarizasyon yaşanıyor dünyada. Bu polarizasyon zeytinyağı ve su gibi birbiri ile uyuşmuyor. Fakat bu görüşlerin geleceği de içine katan düşünceler olduğunu düşünüyorum. İnsanlara gözlük değiştirmelerini öneriyorum. Karşımızda bir duvar ve duvarda birtakım çatlaklar var, o çatlakları tamir etmek konusunda fikir ayrılıkları var. Gözlüklerimizi değiştirelim, belki çatlaklar dikey değil yataydır, belki o zaman ortak noktalar bulabiliriz. “Tarih tekerrürden ibarettir, tarih kendini yeniliyordur” diye söylemler olsa da  açıkçası inanmıyorum. Her şeyin eskisi gibi olmasını beklemememiz lazım. Teknolojide çok yakın zamanda yapay zekâ diye bir gerçekle çok iç içe yaşayacağız. Birçok insanın çalışma hayatını, meslekleri farklılaştıracak, insanların yetişme tarzını, hatta günlük hayatlarını değiştirecek. Bugün uğraştığımız “tencere dibin kara benimki senden kara” konuşmaları ile biz buna çözüm bulamayız.

Faruk bey teknolojik gelişmeler arasında birini seçmem gerekirse “Blockchain” konseptini seçiyor ve soruyorum; bu teknolojiyi neden bu kadar önemsiyorsunuz?

Blockchain bundan 10 sene öncesine kadar olamayacak gerçekleşemeyecek bir yapıydı. Yani teknolojinin ilerlemesi kapasitenin artması dijital teknolojilerinin gelişmesi sayesinde diyelim yeni birtakım olanaklar çıkmaya başladı ortaya. Blockchain de zaten böyle bir yapının ürünü. Şimdiye kadar teknolojik yetersizlikten dolayı kimsenin yapamayacağı olanaklarla yeni bir konsept oturtuldu. Nedir o; sorumluluğun dağıtılması. Öncelikle finansal alana çıktı. Öncülüğünü Bitcoin / Kripto paralar yaptı. Oradan çıkan yeni finansman olanakları ile popüler olmaya başladı. Bundan sonra da devam edecek. Şimdi gösterdiği aktüel yapıyı korumayacak, farklılaşacak. Bir konsept olarak hayatımızın özellikle ekonomik ve sosyal yapının içinde Blockchain kavramının devam edeceğini ve gittikçe de gelişeceğini farklı alanlara penetre edeceğini düşünüyorum.

Penetre edeceğini düşündüğünüz alanlar neler ve bize nasıl bir katkısı olacak?

Blockchain bugünkü finansal yapının içine bir yabancı hücre olarak geldi. 2017’nin sonuna doğru roket hızıyla yukarı yükseldi sonra da birdenbire aşağıya düştü. Çünkü aslında bizim anladığımız anlamda bir finansal çapası yoktu. Fakat Blockchain, kripto paraların üzerine baz ettiği finans dışında, hukuk dünyasını ilgilendiren bir konu. Örneğin hukuk dünyasının en önemli kalemlerinden birisi sözleşmeler. Araya birtakım güven oluşturan unsurlar konulur.  Blockchain’in tabiatı itibarıyla bu unsurlara gerek yok sözleşmenin kendisi akıllı, içinde yapılaşıyor buna “dağıtık sistem” deniliyor. Bunun bir enerji maliyeti var, her sistemin içine kendi kontrol mekanizmasını koyuyorsunuz ki, pahalı. Enerji kullanımı açısından pahalı olsa da çaresinin bulunacağına inanıyorum.

Blockchain için “Web 3.0 gibi bir hayal” deniyor, bu cümle sizce doğru mu?

Bozguncu yapıcılık deniyor buna. Eski alışkanlıkların yıkılarak yerine yeni yapıların oluşması. Kavram 2008 yılında adının Satoshi Nakamoto olduğunu iddia eden ve hala kim olduğu bilinmeyen biri tarafından ortaya kondu. Esrarengiz birisi mi, birkaç kişi mi… onu da bilmiyoruz. Blockchain’in konsept olarak bundan sonra bizim kullandığımız mekanizmaların yanı sıra güçlü bir mekanizma olarak var olacağını sanıyorum. Birtakım şeyleri silip süpürmeyecek ama bir alternatif olarak varlığını devam ettirecek.

Bugün “yeni başlıyor” olsaydınız nasıl bir formasyon nasıl bir eğitim almak isterdiniz?

60 yaşında bunu söylemek çok kolay. Benim gençlere özellikle hatta ergenlik çağındaki gençlere dahi söylemek istediğim şu; eline bir kâğıt al, 10 sene sonra ne yapmak istiyorsun yaz ve kimseyle paylaşma. Astronot mu olmak istiyorsun, “astronot olmak istiyorum” diye yaz. Katla bir kenara koy. Altı ay sonra kağıda bak, bir daha değerlendir. Altı ay sonra bir daha. Böylece kafanı, düşüncelerini değerlendir; yazıya çek, taşa yaz… Sonra yavaş yavaş değiştir. Okul çağın geçecek, yüksekokula gideceksin, etrafı göreceksin. İlgi alanlarının farklılaşıp farklılaşmadığını, dünyanın neye ihtiyacı olduğunu göreceksin. Hangi ihtiyaca senin cevap verme yetkinliklerin var, göreceksin. Kağıdı  yenilemeye devam et. Sonunda bir meslek dalı mı okudun, örneğin makine mühendisliği… bil ki, “ben makine mühendisiyim” dediğinde binlerce makine mühendisinden bahsediyorsun. Ama “…ben spor yapan, gitar çalan, İngilizce-İspanyolca bilen, gözlük camı yapan makine uzmanıyım…” dediğin zaman kendini dar ama çok iyi bildiğin bir alanda yetiştirmiş olacaksın. O alanda devam et, eğer yönünü değiştirmek istiyorsan değiştir, bunu önleyen bir şey yok. Hayatın boyunca o eğitimi devam ettirmek zorundasın. Hareket alanında güvenli yapıyı sağlayarak devam et. Sürünün bir parçası olmakla yetinmenin bundan sonraki gençler için yeterli olduğunu düşünmüyorum.